31.10.2008 | 2:32 am | yazılar
gözlerimde mavi bulutlar
avuçlarımda mavi deniz
geceleri uçarım ben
kanatlarım mavidir benim
saçlarımda mavi rüzgar dolaşır
rüzgarla konuşurum ben
mavi melekler tanırım
dedikodunuzu yaparım
kulağınıza fısıldarım
yalanlarım yıldızlara uzanır
yıldızlar da mavidir aslında
mavi gözlü bir dev okurum
kalemim de mavi yazar
bazen de hiç yazmaz
o zaman kırmızıyı düşünürüm
hayallerimi görürüm kırmızıda
kırmızıda her şeyi bulurum
içimi ısıtır, hayatı yaşarım
oysa ben kırmızıyı bir şarapta tanıdım
bir de aşkta..
henüz yorum yok
29.10.2008 | 7:04 pm | yazılar
bir tahir tanıdım ben, zührenin aşkında
bir tahir gördüm, ademin yediği elmanın cezasını çeken
bir tahir bildim, ne yapsa ayıp
ama tahirliğiyle mutluydu tahir, zühreyle, elmayla
bir de zühre tanıdım, elmanın intikamını almakta
bir de zühre gördüm, içi sevgi, dışı mağrur
bir de zühre bildim, çıh bilemedim
küçük de bir kız çocuğu tanıdım
mutluluğu gördüm, umudu yaşadım
sevgiye dolandım, gülücükler saçtım
ben bir de tahir oldum küçük yüreklerde
henüz yorum yok
29.10.2008 | 6:55 pm | şiir
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım Hikmet Ran
Etiketler: Nazım Hikmet Ran, şiir
henüz yorum yok
28.10.2008 | 12:54 am | yazılar
kültürel konservelerin içinde barbunya pilaki oluyoruz hepimiz
uskumru gibi istifleriniyoruz el kadar tenekelerin içine
sıkış tıkış dünyamızda renkli hayaller kuruyoruz yinede
bulutların üstünde uyuyoruz, üstümüze doğuyor güneş
oysa tatlı hayatlar hep çok diye öğretiliyor bize
günün birinde düşmekle korkutuluyoruz
çok gülmek bile suç oluyor, ardından ağlamak gerekiyor
düşe kalka büyüyoruz
düşüşlerimiz unutturulmuyor, biz pişman oluyoruz
önümüze çukurlar diziliyor, biz kaygılanıyoruz
bir koltuğa iki karpuz sığmıyor bu memlekette
bir ipte de iki cambaz oynayamıyor bir türlü
hep yasaklar diziliyor önümüze
hedeflerimize el, hayallerimize sınır koyuluyor
hepimize tek heceli hayatlar biçiliyor
zamanı geldiğinde geçiriyoruz üstümüze
ne fermuarı açılıyor ne düğmesi sökülüyor
kafamıza bir fanus geçiriyor
renk renk balık oluyoruz, renkleri göremeyen
tek heceli hayatlarımızda tek kişilik bir konserveyi oynuyoruz
tek düze hayatımızda kurstan kursa koşuyoruz
ahengsiz danslar öğreniyoruz, hayat sayılı adımlar oluyor
bir ki üç, bir ki üç
gözlerimizi açmak aklımıza gelmiyor da
gündüz vakti mumlar yakıyoruz
küçük şeylerden mutlu olmayı unutuyoruz ama
bir resme bakıp sol yanımızı burkuyoruz
zaten tek heceliyiz
bu kadar kırılıp dökülmek niye?
henüz yorum yok
27.10.2008 | 1:00 am | gez toz
efendim 6-13 ekim arasında volkan, burçak ve ben üstün zekâ örneği gösterip izmitten mardine arabayla gittik
şurada da çıtlattığım gibi.
aslına bakarsanız benim yolculuğum istanbula burçağı almaya gitmekle başladı 
bir haftada toplam 4000 km yol yaptık, bunun 2800′ü izmit-mardin kalanı gez toz.
volkanın mardinde eğitimi vardı, mardine gidişimize sebep oldu. çok da iyi oldu.
mardin gerçekten büyülü bir şehir. tarihi yapısı, hoş görüsü, misafirperverliği, kültürel çeşitliliği kısacası her yönüyle harkulade bir şehir.
ben birazcık gezmişimdir bu güne kadar ama ne avrupada ne başka yerde hiçbir şehir daha içine girmeden böylesi etkilememişti beni.
Devamı »
Etiketler: dara harabeleri, deyrulzafaran, gezi, mardin, midyat, mor gabriel
henüz yorum yok
26.10.2008 | 7:42 pm | günlük, internet
geleceğinizin biçimsiz bir hâl almasını diler misiniz?
benim geleceğim belkide dokuz ay önce biçimsiz bir hâl aldı, o günden bu güne de şiştikçe şişti.
ben de nur topu gibi bir mavi ekran doğurmadan kendisini biçimlendiriyim dedim
olayın aslına gelecek olursak, diz üstü bilgisayarımın adı “gelecek” daha aylar öncesinden gelmişti formatı ama tembellikten bu güne kadar idare ettim.
eh günü gelmişti artık..
bu arada yeni şeyler de öğrenmiş oldum, aslında daha önceden biliyordum ama bizzat kendim yaşayıp çözmediğimden hatırımda kalmamıştı.
“D” sürücüsü “birlikte aç” şeklinde açılıyordu. anlaşılan bir trojen gelmiş takılıyormuş bizim oralarda, kendisi “autorun.inf”.
eh bunları biliyorduk zatende kendisini bi bulamadık. neyse girdik, baktık, araştırdık internette bulduk birşeyler. (Chip forumda bulduk)
sorunu çözdük, şimdi çözümü buraya da yazalım ki sizinde başınıza gelirse uğraşmazsınız 
klasör seçeneklerine giriyoruz, görünümden korunan işletim sistemi dosyalarını görünür hale getirip “autorun.inf” i siliyoruz ya da nod32 bu noktadan sonra kendisi hallediyor 
şöyle ki;
bilgisayarım>araçlar>klasör seçenekleri>görünüm,
burada “Korunan işletim sistemi dosyaları gizle (Önerilen)” işaretini kaldırıyoruz,
“gizli dosya ve klasörleri göster” seçeneğinin hemen altında.
eh burdan sonrası size kalmış, haydi kolay gelsin..
Etiketler: autorun.inf, format
henüz yorum yok
22.10.2008 | 12:15 am | yazılar
sanal dünyanın içinde hiç bir gerçekliği olmayan bir günlük dahi olsan unutulmak kolay olmasa gerek.
neredeyse iki aydır sana uğramadım sevgili günlük.
oysa yazacak o kadar çok şey vardı ki.
mardini gezdim mesela.
mesela iki proje daha organize ettim ve bir sürü anım oldu belkide torunlarıma anlatacağım.
şimdi ise sana bu yazıyı yazıyorum, sırf insanoğlu yüzünden.
ben seni unuttum sen beni bekledin.
oysa unutmadığım sabırsız insanların garip halleri içerisinde tribal enfeksiyonlar salgın olmuş.
düşünceler sahibini aşamaz iken eleştiriler sınır tanımaz olmuş.
küresel kriz çıkmış, alınganlık bankaları batırır hale gelmiş.
hükümetler kırılganları destekliyor iken anlayış göstermek suç olmuş.
ergenekon dağları aşmış da gidip küçücük bir odaya sığdırılmaya çalışılmış.
diyarbakırın ateşi çıkmış, gaz düşmüş, gözler yaşarmış.
mardinde deniz varmış, gündüz mezarlık gece gerdanlıkmış, kebabı da güzelmiş ha cevizli.
süryanilerin kültürü bizim cehaletimizden büyükmüş.
güney doğunun sıcaklığı olaylardan değil, misafirperverliğindenmiş.
batının demokratlığı da çağdaşlığı da yalanmış.
küre ısınmış, insanlar soğumuş.
sanırım benim karnım acıkmış.
midem boş kalınca enerjim düşer oldu, birşeyler yiyimde polyannacılık oynıyım.
henüz yorum yok