efkârlı ilham perisi
ruhun bunaldığı, beyinin durağanlaştığı, gözlerin daldığı, duyguların yük olduğu anlarda yazma isteği doğuyor içimde. masamda bir parça peynir, bir kadeh şarap, kağıt ve kalem. karşımda ilham perisi, suratı bir karış olan efkârlı ilham perisi. o bana bakıyor, ben ona, o bana anlatıyor, ben ona yazıyorum kağıt üstünde. ortamda üzüm kokusu hakim, benim tercihim. kulaklarda müslüm, onun tercihi. efkâr onun, hayat benim, yazıyı ise paylaşamıyoruz. uzun, siyah, sahte dalgalı saçlar, yemyeşil gözler. dünya güzeli ama dünyalı değil. uçabiliyor, uçup gitmeden önce söz veriyor: neşeli yazılar için de gelecek. son olarak “kafanı kaldır ve gök yüzüne bak, ay ve yıldızlar hâlâ bizim için parlıyor” diyor. kafamı kaldırıyor ve gök yüzüne bakıyorum, bir yıldız kayıyor. güle güle, efkârlı ilham perisi.