30.01.2010 | 2:58 pm | günlük
unuttum seni sevgili günlük..
yalan yok, unuttum gerçekten. arada sırada aklıma gelmedin değil ama ilgilenmedim de senle hiç..
düzenli yazmayı bıraktığım tarih yaklaşık olarak istanbula geçişime denk geliyor..
bu şehir mi unutturdu seni, bu yeni hayat mı yoksa hayatıma doğan güneş mi bilemiyorum..
camdan bakıyorum da güneş yine açtı bu şehre, içimi aydınlattı, tıpkı Onun gülüşü gibi..
İstanbul..
gerçekten taşı toprağı altın bu şehrin ama günleri kısa, hayatı hızlı ve daha zor..
yoksa bir sebebin, yaşanmaz bu şehirde. bense şu yedi ayda sebep üstüne sebep buldum ya da sebepler beni buldu demek daha doğru olur..
son yedi ayda iki taksiye bindim hayatım değişti, anlatsam inanmazsın, netekim bu yazımda anlatmayacağım da..
yazmaya başlıcam tekrar.. ne zaman bilmiyorum.. elbet birgün..
bu arada ben yazmayı bırakmadım hiç, dört ay on gündür hergün onlarca kez yazıyorum aslında..
ama sana değil, Ona..
Ona kendimi yazıyorum aylardır, sana da Onu yazıcam..
sana Onu yazıcam..bitmeyecek yazılar..
fazla uzatmıcam bugün ama seni nasıl hatırladığımı anlatıyım, gerçi emrah olsa hemen anlardı, nasıl oldu da murat yazmaya başladı tekrar: ders çalışıyorum da bugün yine..
ders çalışmayı hiç sevmedim şu hayatımda ama o da beni hiç bırakmadı işte..
iyi bir işim, güzel bir müstakbel eşim (en azından hayalimiz) var ama ben hala ders çalışıyorum..
dersinede, çalışana da, çalıştırana da sövüyorum ama çalışıyorum işte mecburen..
neyse yeter bu kadar ara, ben sövmeye şeyy çalışmaya devam ediyim..
henüz yorum yok
4.09.2009 | 1:12 pm | günlük
başlığa bakınca birçok kişinin, birçok doğum gününde yaşadığı garip olayları anlatacakmışım gibi görünse de ben sadece bir kişinin, bir doğum gününde yaşadığı garip durumları yazacağım.
dün doğum günümdü, her yıl olduğu gibi iyi ki doğdum, iyi ki varım, dünya ne kadar şanslı olduğunun bir kez daha farkına vardı
bu geçici megolamanlığımın sebebi dünün genel garipliğidir. 25 yılda almadığım doğum günü kutlamasını bir günde aldım. halim, tavrım değişti
sırayla gidicek olursak, dün yaşadığım en garip olaylardan biri ilk canlı (facebook harici) doğum günü kutlamasını alabilmek için hediye vermek zorunda kalmamdı. 
bu duruma sebebiyet veren gariplik ise hayatımda ilk defa tecrübe ettiğim “doğum günü kutlaşmasıydı” keza karşılıklıydı, garipti. karşı tarafın tabiriyle; “körler, sağırlar birbirini ağırlar” durumuydu.
- doğum günü kutlaşması: aynı günde doğmuş iki kişinin birbirini kutlaması ( teselli etmesi
) hali.
bu durumu muhasebeden Nurdan Hanımla paylaşmış olduk. gürcistan işi için verilen yol avansını kapatmak için gittiğimde kendisine bir kaç tane “çakma” hediye verdim, çok mutlu oldu.
- çakma hediye: Liman’dan alınan bir hediyenin paketine, Liman’ın her zaman yaptığı gibi “müşteriye hediye” mantığıyla koyduğu, ufak-tefek, tatlı-farklı hediyelerin bir başkasına verilmesi hali.
ardından Nurdan Hanım da bana sakız hediye etti ve bu beni başka bir garipliğe sürükledi keza hayatımda ilk defa bir hediyemi kullandıktan sonra çöpe attım.
gün içerisinde alınan facebook, telefon, mesaj kutlamalarının ardından bir buçuk aydır yunanistanda olan yeğenime çay-nargile ısmarlamak üzere söz verdim. garipti kendi doğum günümde ben ısmarlayan taraftım.
akşam üzeri volkandan aldığım doğum günü kutlaması da normal değildi, doğum günüm olduğunu hatırlatmadım diye azar yedim
yeğenimle buluştuğumda o benden önce davrandı doğum günümü kutladı. henüz doğum günü pastası görmemiş olsam da doğum günü iskenderi gayet tatlıydı 
bizim kapitalist adetlerden anladığımız da işte bu kadardı
“akşam eve gittiğimde”, şu cümleyi kurmayı da ne kadar istiyorum bir bilseniz. bir buçuk aydır ev arıyoruz yahu 
akşam Cem’e gittiğimde Cem, “bugün doğum günün, çıkalım, takılalım” diyordu bense çalışan psikoljisiyle sadece yayılmanın hayalini kuruyordum. bir ara tırnaklarımı kesmeye başladım, üzerinize afiyet
Cem geldi salonun ışığını kapattı. içeriden titreyerek gelen mumun alevini görünce bir an olsun ümitlenmiştim, pompon kızlar çıkıcak diye ama çıka çıka ankara keçisi kıvamında saçlarıyla pompon Durukan çıktı 
tırnak keserken doğum günü pastasına ilk defa üflüyordum, garipti
mumu söndürmek için yapmam gerekeni Durukan durmaksızın söylüyordu, “üf de, üf de”.
“üf” dedim sönmedi. ben de üflemek için nefes aldım. o sırada başımın dibince Cem çığlıklar içerisinde dilek tutmadan üflemem telkininde bulunuyordu. o panikle başkası için dilek tuttum. 
doğum günümde kendim için dahi dilek tutamadım, bu iyice garip oldu.
aslında daha garibi Burçağın, beni telefonda dışarı çıkmaya ikna etmesinden sonra pastanın ortaya çıkmasıydı. yani burçak gelmeden araya sıkıştırılmıştı
ve saat 23ten sonra ardarda telefonlar gelmesi de ilginçti. benim bildiğim ilk kutlayan olmak için yarışılırdı, dün nedense herkes son kutlayan olmak için yarışıyordu. alışılmamıştı, garipti.
açıklıyorum, dünün galibi, beni 23.57de arayarak “en son kutlayan” Güner Taş olmuştur!!!
hepsi bir yana doğum günümün kutlanması bile benim için yeterince garipti, zira 3 Eylül ne tatil dönemine, ne de okul dönemine denk gelmeyen arada kalmış, şehire dönme telaşının yaşandığı bir zamanda olduğu için çoğunlukla kaynar giderdi.
ama tabi doğum günü bitse de gariplikler bunlarla bitmedi. az önce Emrah telefonumun kapalı olduğunu ve beni arayamadığını söyledi. mesaj atmış ulaşamayınca. merak ettim mesajımı, eski hattımı taktım telefonuma mesaj geldi: “kapalı. doğum gününü kutlayacaktık, ulaşamadık. iyi, kutlu olsun o zaman”
1 yorum var
29.05.2009 | 11:56 am | eğitim
Uzun yıllardır gençlik, sivil toplum ve kamu alanlarında yaygın eğitim temelinde çalışmalar yapan deneyimli eğitmenler tarafından kurulmuş bir eğitim ve gençlik ajansı olan Eğitim Deposu açıldı.
Bu güne kadar 20’nin üzerinde ülkede 100 den fazla şehirde yerel, ulusal ve uluslar arası eğitimlerde aktif görev alan eğitmenlerin, havuzunda bulunduğu Eğitim Deposu, bir çok kurum, kuruluş, STÖ ve gençlik organizasyonları ile birlikte çalışmakta, onlara eğitim modülleri ve eğitmen desteği vermekte.
Kişisel gelişimi, takım çalışmasını, engellilerin dahil edilmesini, sosyal duyarlılığı ve sivil toplumu ön plana çıkarmayı hedefleyen Eğitim Deposu’nun eğitim modüllerinden birkaçı şu şekilde;
- Yaratıcılık
- Sanat Atölyeleri
- AB Gençlik Politikaları & Gençlik Programları
- İletişim Teknikleri & Empati
- Kimlik & Kişisel Analiz & Bireysel Motivasyon
- Takım Çalışması & Grup Dinamiği
- Müzakere Becerileri
- Etkin Konuşma & Dinleme
- Sosyal Dahil etme
- Proje Yazımı ve Yönetimi
- Stratejik planlama
Eğitim Deposu web sitesine şu adresten ulaşabilirsiniz:
www.egitimdeposu.com
Etiketler: eğitim, Eğitim Deposu, egitimdeposu.com, kişisel gelişim, Yaygın Eğitim
henüz yorum yok
26.05.2009 | 10:20 am | günlük, internet
son zamanlarda eve arada bir yatmaya uğrar, pansiyon gibi kullanır olduk.
bir iki hafta içinde istanbulda bir ev bulduğumuzda taşınıcaz.
ama bu taşınma kararı alındığından bu yana biz evle olan duygusal bağımız kopardık.
hal böyle olunca, “nasıl olsa taşınıcaz” düşüncesiyle hiç birşeyle ilgilenmez, “nasıl olsa kapatıcaz” düşüncesiyle faturaları da ödemez olduk.
bazı aboneliklerimiz vefalı çıktı halen hizmet veriyorlar ancak ttnet çok vefasız. yıllardır ödediğimiz faturaları görmezden gelip iki aylık gecikmeye derhal kesi verdi ilişkimizi.
şimdi evde internete girmek istediğinizde doğrudan ttnetin online fatura ödeme sistemine bağlanıyoruz.
…
bu otomatik yönlendirmeyi hayal kırıklığıyla izlerken tarayıcımın eposta uyarı eklentisinden çıkan baloncuğu fark ettim.
ilk bir kaç saniye hayretle baloncuğu izledim ardından baloncuk kayboldu.
merakla eklentiye tıkladığımda bir de ne göriyim gmaile bağlandı 
kendi sitem üzerindeki mail adresimi de gmaile yönlendirdiğimden önemli maillerimi takip edebiliyorum.
sanıyorum “https” güvenli bağlantı protokolü üzerinden bağlanabiliyor keza bir kaç google uygulamasına daha bağlanabilyorum.
sanal alemin engin dalgalarında sörf yapamasak da kilitli kaldığımız soyunma kabininin anahtar deliğinden sörf yapanları izleyebiliyoruz
bu kısıtlı mutluluğun formülü:
fatura alevinde közlenmiş internet hattı + firefox + gmail notifier
Etiketler: fatura, firefox, gmail, gmail notifier, sanal alem, ttnet
henüz yorum yok
15.03.2009 | 3:42 pm | tiyatro
Kadıköy Anadolu lisesinin sahasında bulunan “Duru Tiyatro”ya gidiyorsunuz ve gişeye uğradıktan sonra fuayeye yönlendiriliyorsunuz. Birkaç dakika sonra fuayede nazik bir bayan konuklara sesleniyor ve “aşk her yerde” adlı oyuna seyircileri yönlendiriyor, büyük kalabalık “aşk her yerde” oyunu için salona giriyor ve bizler bir avuç ikinci sınıf vatandaş bekletilmeye devam ediyoruz. Ardından yan kapıdan yapının dışına çıkarılıyor, binanın arkasında bulunan bodrum kapısına yönlendiriliyoruz. Bir gariplik olduğu her halinden belli.
Devamı »
Etiketler: Ayça Bingöl, Duru Tiyatro, oyun, Sezai Altekin, tiyatro
henüz yorum yok
25.02.2009 | 10:00 pm | Kocaeli
daha önce şurada da yazmıştım kocaelide isu ile chp’nin mahkeme yarıştırdığını. isu 2007 ağustosunda %50den fazla zam yapmış ardından chp kocaeli örgütü zam kararını mahkemeye vermiş ve bölge idare mahkemesi de yürütmeyi durdurma kararı almıştı. daha sonra isu yönetimi kocaeli idare mahkemesine başvurmuş bu seferde kocaeli idare mahkemesi zammın uygun olduğuna karar vermişti. bugün özgür kocaelinin haberinden öğreniyoruz ki danıştay chp’nin baş vurusunu değerlendirmiş ve zammı tekrar geri almış.
hmm şimdi “adalet kazandı” desek bir türlü, “chp kazandı” desek bir türlü. biz “kocaeli kazandı” diyelim, hadi yine yırttın kocaeli 
özgür kocaelinin haberi..
Etiketler: chp, isu, Kocaeli, zam
henüz yorum yok
29.01.2009 | 12:10 pm | haber
Kasım ayında bir adli tıp raporu rezaletinin patlak vermesiyle ortaya çıkmıştı Hüseyin Üzmezin bütün milleti nasıl üzdüğü ve ne kendisinin ne karısının hiç de üzülmediği. Hüseyin efendinin bir tek zafer bayrağı sallamadığı kalmıştı olayın ardından ki eline verseler onu da yapardı herhalde. İşte asıl meselede burada başlıyor, ne yazıkki hüseyin üzmezi omuzlara alabilecek kişilerle beraber yaşıyoruz ve bu kişileri caydıracak ciddi önlemlerin de alınamadığını görüyoruz. Önüne geleni fırçalayan Başbakan her nedense hüseyin üzmez krizini de teğet geçti. Sayın Bakan Nimet Çubukçu’nun sesini duymuştuk biraz ama icraatı duyamadık henüz. Belkide desteğe ihtiyacı vardır Nimet Hanımın. O dönemde anlamlı bir kampanya başlatılmıştı, “Çocuk İstismarına Hayır!”. bu kampanya ile TBMM Başkanlığı ile Çocuk ve Aileden sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’ya mail gönderiyorsunuz. İmzanız doğrudan kendilerine gidiyor, isterseniz mailin başına kendü düşüncelerinizi de ekleyebiliyorsunuz. Ben geç de olsa gönderdim imzamı. Buyrun siz de gönderin.
..kampanya adresi..
Bu sorunların çözülmesi için illa kötü olayların gündeme gelmesi beklenmemelidir.
Unutmayın ki, böylesi bir yaranın çocukta ömür boyu üzerinden atamayacağı çok derin izler bırakacak olmasını düşünmek bile ne kadar ağır ve üzücü. Bir hayatın daha başından darbe görmesi ve belkide sonuna kadar çarpık yaşanacak olması ne kadar yazık.
Diğer yandan özelden genele çıkacak olursak, geleceğin toplumunu oluşturacak çocukların bugün yaralanması ileride yaralı bir toplumumuzun olacağını ve çarpıklıkların daha da artacağını gösteriyor.
Tüm bu çirkinliklerin engellenmesi ve güzelliklere kavuşulabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapınız. Sağlılklı ve huzurlu bir toplum için yaptırımlarınızı doğru şekillerde kullanınız.
henüz yorum yok
12.01.2009 | 2:45 am | tiyatro
aziz nesin‘in ikinci kitabıdır azizname. 1948′de yazmış bu taşlamayı. hakkında dava açılmış ve 4 ay tutuklu kalmış ama mahkumiyet almamış. ancak 1949′da ingiltere prensesi elizabeth, iran şahı ve mısır kralı birlikte dışişleri bakanlığına şikayet etmişler aziz nesin’i, kendilerini aşağılamış bir yazısında. bu davadan 6 ay hapse mahkum edilmiş. lâkin bu azizname bizim bahsedeceğimiz azizname değil, bizim anlatacağımız da her ne kadar aziz nesin’in bir oyunu olarak bilinse de aslında aziz nesin’in oyunu değil, aziz nesin’e “azizname’95″ adıyla yücel erten‘den bir doğum günü hediyesidir. 1995′te aziz nesin’e 80. yaş günü hediyesi olarak, aziz nesin’in metinlerinden oyunlaştırmıştır yücel erten. ne yazık ki aziz nesin izleyememiş.
Devamı »
Etiketler: Aziz Nesin, azizname, Dafne Kültür Merkezi, Kocaeli, Kocaeli Şehir Tiyatroları, oyun, tiyatro, Yücel Erten
henüz yorum yok
8.01.2009 | 3:12 am | tiyatro
çok değerli bulduğum ve beğendiğim bir deneysel çalışma daha. garajistanbul‘un 2004ten bu yana sergilediği bu oyun, anadoluda konuşulan ve yavaş yavaş kaybolan diller üzerine kurulmuş. mübadelelerle dağıtılan, küçültülen ve hatta yok olmaya mahkum edilen toplumları ve onların dillerini hatırlatıyor bizlere. bunu yaparken de o dillerin türkülerinden yararlanıyor. müziğin ve koreografinin önplanda olduğu oyunda iki oyunce ve sekiz müzisyen bulunuyor. ashura bizlere, anadoludaki etnik zenginliğimizle son derece uyumlu ve güzelliklerle dolu bir mozaik oluşturduğumuzu anlatıyor ya da zaten böyle olduğumuzu ama politikalarla özümüzden uzaklaştırıldığımızı anlatıyor vebizemüthiş bir ziyafet sunuyor. hem gözümüze hem kulağımıza hem de oyundan sonra dağıtılan sıcacık aşureyle midemize.
Devamı »
Etiketler: ashura, aşure, garajistanbul, Mustafa Avkıran, Övül Avkıran, oyun, tiyatro
1 yorum var
7.01.2009 | 1:27 am | yazılar
“okulun yolu
bombayla dolu
düştüm başım yarıldı
annem bana darıldı”
düne kadar okulluydum ben,
bugünse yıkılıverdi okulum.
düne kadar okuluma yürüyerek giderdim ben,
bugünse uçmayı öğrendim,
daha okumayı bile öğrenemeden.
özgürlüğüme beyazlar içinde kavuştum ben,
anamın sardığı kundakta değil,
azrailin sardığı kefenimde kavuştum.
özgürce uçuyorum şimdi,
yalnız ülkemin sokaklarında.
karanlık, aç, susuz sokaklarımda.
size soruyorum,
ey medeniyet,
yalnızca ölüler mi görür gerçekleri?
henüz yorum yok
« Önceki Yazılar